Okul servisleri ne kadar güvenli?

Okul servisleri, öğrenci velilerinin çocuklarını okula daha güvenli bir şekilde gidip gelmeleri ihtiyacı ile doğan ve yaklaşık 35 yıllık geçmişi olan bir sektördür. Bu sektör, faaliyetlerine İstanbul’da başlamış, daha sonra tüm Türkiye’ye yayılmış ve binlerce kişiye de iş imkanı sağlarken öğrenci velilerinin de güvenli taşıma problemine çeşitli çözümler getirmiştir. Bu amaçla faaliyet gösteren ve hayatını bu hizmetten kazandığı para ile idame ettirmeye çalışan, önceliği güvenlik olan ‘’EN DEĞERLİYİ TAŞIYAN‘’ sektör mensubu firma ve esnafların,  taşıma yaptığı öğrenciler için velilerle ve okul idareleri ile tüm mal varlıkları ve hayatlarını ortaya koyarak sözleşmelere imza atarken, güvenli taşıma sorumluluğunu görmezden gelme lüksü olabilir mi?

Her sektörde olduğu gibi bu sektörde de işin ehli olmayan sektöre sonradan giren ve ‘’KORSAN‘’ tabir edilen belge ve bilgi eksikliği ile çalışan, tek amacı çok para kazanmak olan, denetimsiz ve yetkisiz kişi ve firmaların yaptığı hatalardan dolayı ağır bedeller ödeyen sektörümüz birçok bakanlığın bir araya gelerek ağır yaptırımları olan kararlar alması ile zan altında kaldı ana bu sefer işin erbabı olan kişiler ve firmalar zor durumda kaldı. Sanki bu işi yıllardır yapanların hepsi arabasında çocuk unutan, ne taşıdığının farkında olmayan kişilermiş yanlış ve eksik haberlerinden dolayı veliler ve toplum nezdinde saygınlığını yitirmiştir. Oysa ki istatistiklere göre trafikte az kazaya karışanlar servisçilerdir.

Bir kaç yıl içerisinde yaşanan olaylar; araçlarda çocuk unutulması, yaralamalı ve ölümlü kazalar sonucu araçlarda sensör, üç noktalı emniyet kemeri, araç içi ve dış kameraları gibi yaptırımlar ilgili bakanlıklar tarafından kanun ve yönetmelikler vasıtası ile uygulanmaya çalışılıyor. Ancak alt yapı eksiklikleri sebebi ile ilgili Bakanlıklar tarafından son 2 yıldır ertelenerek ötelenmiştir. Bu ertelemenin en büyük sebebi araç üreticilerinin aracın elektrik tesisatına müdahale edilerek koltuk altlarına sensör, araç içine kamera ve 3 noktalı emniyet kemerlerin takılması sonucunda araçları garanti kapsamı dışına çıkartmaları, otomotiv üreticilerinin haklı itirazları sonucu ertelemeyle sonlanan yanlış kararlar velilerimizin beklentilerini karşılamamıştır.

Son 2 yıldır Almanya’nın 2 ünlü markası bu sebeplerden dolayı Türkiye‘ye araç gönderememiştir. Gerekçe olarak da elektrik tesisatlarının ve üretim bantlarının buna uygun olmamasını ve dünyanın hiçbir yerinde okul servislerinde koltuk altında sensör bulunmamasını göstermişlerdir.

İkinci el servis araçları ise 12 yaşına kadar çalışmaktadır.  Ancak, Avrupa ve Amerika standartlarına baktığımızda okul taşıtları genelde 1 milyon kilometreye kadar kullanılmaktadır ve yaş sınırı yoktur. Türkiye’de ise 12 yaşına gelen ve yılda 8.5 ay çalışan ama tüm giderleri 12 ay üzerinden ödenen bir servis aracının kilometresi yaklaşık 300 bin civarındadır. Yani 12 yaşına gelen bir araç Avrupa ve Amerika standartlarına göre 700 bin km. daha yapabilirken, siyasilerin oy kaygıları ile almış olduğu yanlış kararlar neticesinde atıl vaziyete getirilip ya hurdaya ayrılan ya da köfte arabası olarak kullanılan araçlarımız trafikten çekilmektedirler. Oysa bu sistem hem ülkemizin döviz kaybetmesine sebep olmakta hem de bu isi yapan esnaf ve firmaların çok büyük çapta banka kredisine muhtaç olarak, ağır faizlerle araç kredileri altına girmesine sebep olmaktadır.

Son günlerde yaşanan otobüs yangınları fabrikasyon bir aracın elektrik tesisatına müdahale ile çay kahve makinası, iç kamera ya da koltuk sensörü takılması durumunda bedelin ne kadar büyük olacağını gözler önüne sermiştir. Peki bu kadar olumsuzluğa rağmen velilerimizin huzuru çocukların güvenliği için neler yapılabilirdi?

Taksicilerde olduğu gibi yeni araç almak için servisçilere teşvik verilebilir ÖTV, KDV gibi çok yüksek oranlardaki vergilerde muafiyet sağlanabilirdi. Bu şekilde sektör araçlarını yenileyebilir ve daha güvenli hale getirilebilirdi.

İstanbul’a dışardan gelenlerin bu işi yapamaması, yapan insanların elinde de işi ile ilgili bir değerin olması için son 25 yıldır tahditli plaka uygulanmasına geçilmesi gerekliliği sektör odaları ve dernekleri tarafından yıllarca talep edilmesine rağmen bu feryadımız 2019 yılının Haziran ayına kadar duyulmadı. Ancak seçim tedirginlikleri ve siyasi rekabet sonucu bu haklı talebimizi verme kararını zorunlu olarak aldılar. Bu tahdit kararından sonra, artık her elini kolunu sallayan bu sektöre giremeyecek ve acemi insanların yaptığı hataları sektör ve taşıdığımız öğrenciler ödemeyecektir.

Sektörümüz en iyi ve güvenli hizmeti verebilmek için son model araçlarla çalışmaya isteklidir. Ancak en ucuz servis aracının 190,000 TL’den başladığı, Alman malı araçların fiyatının 300 bin TL’yi bulduğu piyasada girilecek faiz yükü ve aylık taksit ödemeleri araç kazancının çok üzerinde olduğundan,  bu tip maceralara giren sektör mensupları bir yerlerden kısabilmek adına çalıştıracağı kişileri en ucuz maliyetle istihdam etmek derdindedir. Bunu yapmadığı takdirde borçlarını ödeyemez duruma düşüp önce kendini, sonrasında herkesi mağdur edip, ticari faaliyetine son vermek zorunda kalmaktadır.

Tarifesini belediyelerin çıkartıp yayınladığı, yönetmeliğini ise bakanlıkların çıkartıp yayınladığı kanunlarda servis taşıma işi yapan firma ve şahısların okullara bağış yada herhangi bir başka sebeple para ödemesinin yasak olmasına rağmen, okul idarelerinin bu kanunu hükümsüz sayması sonucu ‘’SEKTÖRÜMÜZDEN ZORAKİ TAHSİL EDİLEN‘’ bağışların canımızı yakar vaziyete geldiği de aşikardır. Bu durumda en yüksek parayı teklif eden firma ya da esnaf o okulun servis işini alıyor ve ortaya ciddi güvenlik zafiyetleri çıkıyor.  

Araçlarda yapılacak değişiklikle güvenlik sorunu yaratır

Tüm bu saydığımız sebeplerle geçmiş yıllarda yaşanan güvenlik problemlerinin, bu işi hakkıyla yapan senelerini bu mesleğe adamış firma ve esnaflarımızla hiçbir ilgisinin olmadığı açıkça anlaşılır.

Dünya da bir eşi dahi olmayan bir uygulama ile koltuk altlarına yerleştirilecek olan sensörlerin ve kameraların araçları yangın konusunda daha riskli hale getireceği kaçınılmazdır. Bu uyarımız g mutlaka göz önüne alınmalıdır.

Burada çözüm sektör çalışanlarını açlık sınırına mahkum etmeden alınacak tedbirlerde, ÖTV –KDV indirimleri sayesinde araçlarını yenilemelerine yardımcı olunmasında, sektörün faiz yükünden kurtulması, okullara ödenen zoraki bağışların kaldırılması, devlet kurumlarının ciddi sektörel eğitimler verilmesi ve insanların bu işi para kazanma aracı değil ‘’MESLEK’’ olarak görmesinde yatar.

Burada velilere de büyük görev düşmektedir. Bilinçli tüketiciler olarak okulları denetleyin, aile birlikleri hesaplarına bakın, burada servisçilerden alınan HAKSIZ KAZANCIN ne kadar uç seviyelerde olduğunu gördükten sonra servisleri, servisçileri denetleyin, bizleri ondan sonra yargılayın, Şu anda güvenlik sorunlarının ve çalışanların düşük performansta kalmasının yegane sebebi servisçilerin ekmeğine el uzatanlardır.