Türkiye’de güvenlik sektörünün gelişmeye devam ettiğini ifade eden; Viko-Panasonic Ürünleri Grubu Satış Müdürü Koray YILDIZ sektöre ilişkin sorularımızı yanıtladı. Güvenlik ürünlerine uygulanan Özel Tüketim Vergisi’ni eleştiren Yıldız; güvenliğin lüks değil, ihtiyaç olduğunu anlattı.

Firmanız hakkında bilgi alabilir miyiz?

VİKO markasının doğuşu 1966 yılına dayanıyor; 2014 yılı Mart ayından itibaren Panasonic Corporation′un dört grup şirketinden birisi olan Eco Solutions’a bağlı olarak faaliyetlerini yürütüyor. VİKO by Panasonic′in ürün gamı içerisinde elektrik anahtar ve prizleri, grup prizler, sigorta kutuları, aksesuarlar, alçak gerilim şalt ürünleri, elektronik elektrik sayaçları, osos (otomatik sayaç okuma sistemleri), sayaç otomasyon çözümleri, Thea IQ Bina Otomasyon Sistemleri, Panasonic profesyonel el aletleri ve yangın algılama sistemleri yer alıyor.  Üretiminin yüzde 45′ini 70′den fazla ülkeye yaptığı ihracat ile gerçekleştirerek; Türkiye′yi dünya pazarında başarıyla temsil ediyor. 

Sunmuş olduğunuzun çözümlerin kapsamından bahseder misiniz?

CCTV ve yangın güvenliğinde entegre çözümler sunuyoruz.  Son kullanıcı projelerde entegre sistemleri tercih ediyor. Panasonic Alarm Manager platformumuz diğer markalara da açık. Sistemlerin tamamı Panasonic olacak diye bir koşulumuz yok. Tamamen kendi içinde flex bir sistem. Şehir güvenliğinde sunmuş olduğumuz çözümlerimiz var. Mobese kameralarında ürünlerimiz tercih ediliyor. Yangın algılama ürünlerimiz ise daha çok kritik tesislerde kullanılıyor. Konut projelerinde ise yer almayı tercih etmiyoruz.

Türkiye’de güvenlik sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de güvenlik sektörü gelişmeye devam ediyor. Sektörün elektronik güvenlik tarafında daha çok video analize doğru ilerleyen bir yapı var. Donanımla ilgili sürekli çalışmalar devam ediyor; ancak yazılım ile ilgili büyük sıkıntılar var. HD kameralar artık daha çok tercih ediliyor. Analog kameralara yönelim azaldı. 4 K kameralar da oldukça dikkat çekiyor. Tek bir kamera ile geniş bir alan taranabiliyor. Yangın güvenlik sektöründe ise akıllı dedektörler tercih ediliyor. Örneğin; Panasonic dedektörler ortamı algılayıp hassasiyete göre algılama seviyesini ayarlıyor. Sistemlerin daha az yalancı alarm vermesi üzerine çalışmalar yapılıyor. Yangın güvenlik ürünleri sadece ticari işletmelerde kullanılmıyor. Konut projelerinde de yangın sistemlerine önem veriliyor. Ama en büyük sıkıntı konut projelerinde kullanıcıların yanıltılmasıdır. Sektör içerisinde denetimler yeterli değil; kurulan sistemler denetlenmiyor. Küçük işletmelerde işletme sahibi yangın tüpü koyarak yangından korunduğunu düşünüyor. Türkiye’de yangın güvenliği alanında yeterli bilinç oluşmuş değil, denetimler ise daha üst düzey projelerde yapılıyor. Konut projelerinde ve düşük segmentli projelerde Yangın Yönetmeliği uygulanmıyor.  Yönetmelikte bir eksiklik yok, uygulamada yaşadığımız sorunlar var. Maliyet odaklı ilerlendiği zaman yönetmelikler takip edilmiyor. Sektör içerisinde yer alan firmalar bu konuda hassas davranmalı. Sistemlerle ilgili detaylı testler yapılmıyor. Sadece büyük projelerde bu hassasiyet gösteriliyor. Örneğin; havalimanı açacaksınız, yangın güvenlik sistemi 36 saat boyunca full performans çalışıyor ve ona göre onay alıyor.

CCTV sistemlerinin hayatımızdaki yeri nedir?

Bu konuda farklı görüşler var; bazı insanlar güvende olduğunu düşünürken bazıları ise bu durumdan rahatsız oluyor. Ama işin şöyle bir gerçekliği de var ki; CCTV sistemleri suçların aydınlatılmasında önemli bir noktada duruyor. Çantanız çalındığında kamera görüntüleriyle suçlu yakalanıyor. Ayrıca korkutucu olmasından dolayı da kameraların caydırıcı özelliği var. Bu nedenle kameraların kullanılmasını destekliyoruz ama maalesef böyle bir direnç oluşabiliyor.

ÖTV hakkında ne düşünüyorsunuz?

Güvenlik sistemlerinin özel tüketim olarak değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Son kullanıcı ürünü daha maliyetli almış oluyor. Güvenlik ürünlerinin bu kapsamdan çıkarılması gerekiyor.

Türkiye’de sigorta şirketlerinin rolü nedir?

Avrupa’da güvenlik sektöründeki denetimleri sigorta şirketleri yapıyor. Denetimler sıkı tutuluyor; kullanmış olduğunuz güvenlik ürünlerinin kaliteli olması gerekiyor. Türkiye’deki sigorta primleriyle, Avrupa’daki sigorta primlerinin belirlenmesi de çok farklı. Türkiye’de kameranın var olup olmadığına göre prim düşürülürken; Avrupa’da kameranın kalitesine göre çok daha düşük olabiliyor. Özellikle büyük ölçekli fabrikalarda kullandığınız yangın sistemi sigorta primlerinin; kameraya göre çok daha fazla etkisi var. Siz ne kadar kaliteli bir sistem kurarsanız; sigortadaki expert arkadaşlar daha düşük primler çıkartabiliyor.

Sektör içerisinde haksız bir rekabet ortamı olduğunu düşünüyor musunuz?

Haksız bir rekabet yok, herkesin bir alıcısı var. Piyasa 3 segmentten oluşuyor; alt segment, orta segment ve üst segment. Alt segment ürünler çalışıp çalışmadığı belli olmayan düşük kaliteli ürünlerden oluşuyor. Orta segment alım gücü belli bir limitte olan müşterilere hitap ediyor. Üst segment ise güvenlik ve kalitenin üst düzey olduğu projelerde kullanılıyor. Biz daha çok üst segmente hitap ediyoruz. Örneğin; Turkcell Maltepe binası, Mecidiyeköy’de yapılan konser binası gibi elit projelerde olmaya çalışıyoruz.

Avrupa ile Türkiye’deki güvenlik sektörü aynı çizgide mi ilerliyor?

Türkiye, Avrupa’ya göre biraz daha geriden geliyor. Avrupa’da belli bir yere kadar doymuş bulunuyor; tabi her sene kameralardaki gelişim ve analizleme geliştikçe değişiminde devamı geliyor. Türkiye geriden gelmesinin yanında hızlı gelişiyor; şimdiden 4K kameraları denetlemeye ve satmaya başladık. Son kullanıcı açısından değerlendirirsek;

Avrupa’da alım gücü yüksek olduğu için kaliteli ürünler tercih ediliyor. Türkiye’de ise alım gücünün düşük olması orta segment ürünlerde alımın fazla, üst segment ürünlerin ise piyasada çok az yer kaplamasına neden oluyor.